MEKÂN ALGISINA YENİDEN BAKMAK: SANATTA EV İMGESİ VE TEKSTİLLER
Öğr. Gör. Deniz Atik 1, Dr. Öğr. Üyesi. Zehra Doğan Sözüer2
1 Ordu Üniversitesi, Fatsa Meslek Yüksekokulu, 0000-0002-4418-9058
2 Haliç Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, 0000-0003-0318-5381
ÖZET
Varoluşu anlamlandırmanın temel yollarından biri olan sanata dair yapılan yorumların birçoğu onun bir ifade biçimi olduğu fikrine yakınlaşmaktadır. İnsanoğlu kendi yetilerinin farkına vardığı anda benliğini, evreni, yaşamı, mekânı, zamanı anlamlandırmaya çalışmıştır. İnsanı sanata ve tasarıma güdümleyen sebepler düşünüldüğünde bu yaratılar; boşluk kavramıyla yakından ilişkilidir ve imgelem gücüne dayanarak ortaya koyulan göstergeler olarak tanımlanabilir. Boşluğa olan duyarlılıkla harekete geçen insan zihninin, sanatın tinsel yönüne vurgu yaparak; dünya üzerinde var olduğunu vurgulayabilmek ve tekinsizlik hissini bertaraf edebilmek amacıyla geliştirdiği tasarım dallarından birinin mimari olduğu söylenebilir. Boşluk içerisinde sınırlandırılmış alan olarak tanımlanabilen mekân kavramı mimarinin temeli olarak görülmektedir. Mekânın salt olarak bir yapıyı ifade etmekten daha farklı bir kavramsal boyuta ulaşması “mekân”ın “yer”e dönüşme süreci olarak ifade edilebilir. ‘Genius loci’ kavramını da vurgulayan bu sürecin mekân algısı ile ilgili olduğu bilinmektedir. Mekân algısının oluşumunda en etkili donatı elamanı olarak nitelendirebileceğimiz iç mekân tekstillerinin mekâna ait unsur olarak anlam kazanması ve bunların mekândan bağımsız materyalin kendi söylemi haline gelmesi tekstil sanatında sıkça gösterilir. Çalışma, sanatsal ifadenin kurgulanmasında iç mekân tekstillerinin kendisini gösteren farklı tekniklerle ve yaratılan anlamlarla; barınma, aidiyet, güven, huzur ve kimlik gibi başlıca güçlü kavramlar olmak üzere kişisel mekânın niteliklerini tanımlayan ‘ev olgusu’ nun gözlemlenmesi odağında bir güncel sanat araştırmasıdır. Çalışmanın amacı tekstil ve mekân ilişkisi kapsamında aidiyet duygusunun mekân algısı üzerinden incelenmesi ve iç mekân tekstillerinin günümüz sanatında kendine has söyleminin eserler üzerinden ortaya koyulmasıdır. Araştırma kapsamında sekiz adet eser ele alınmıştır. İlk olarak mekânda yer alan tekstillerin 14.yy’da beliren sanatsallaşma serüveni ile başlayan örneklere, modern sanattaki yorumlar ile devam edilmiştir. Sanatta moderniteyle ilgili çalışmaların yoğunlaştığı 1960’lı yıllar ve 2010 sonrası arasında sergilenmiş eserler, modern sanattan günümüz sanatına evrilen örneklere de yer verilerek sanatçıların ev ve mekân algısı yorumları üzerinde durulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Tekstil sanatı, iç mekân tekstilleri, güncel sanat, mekân algısı, ev imgesi
GİRİŞ
Benliğini, evreni, yaşamı, mekânı, zamanı anlamlandırmaya çalışan insanoğlu boşluğa olan duyarlılıkla harekete geçerek kendini ifade etmek üzere birtakım tasarımlar geliştirmiştir. Boşluk içerisinde sınırlandırarak kişiselleştirdiği alan ile doğrudan ilişki kuran özne, kendi karakteri ile mekânını kurgularken ona biricik ifadeler kazandırır. Bu ifadeleri öznenin kurguladığı en öznel mekân olan ‘ev ‘imgesi üzerinden incelemenin etkili olduğu düşünülmektedir. Kavramsal ve metaforik açıdan incelendiğinde ev imgesi sadece yapısal olarak insanı kuşatan salt alan olarak betimlenemez. Ev’i donatan tekstiller, mekâna karakterini kazandırarak özneyi niteleyen mekân kurguları olarak birçok güncel sanat eserinde gözlemlenmektedir. Bu bağlamda çalışmada, mekân algısı ve ev imgesinin ortak psikolojik çıktılarının sanatta yer alış biçimleri ve bu sanat ifadelerinin oluşumuna tekstillerin katkısı incelenmek istenirken; 1960-2017 yılları arasında tekstili araç edinen sanatçıların modern sanattan güncel sanata uzanan seçkisi sunulmuştur.
- MEKÂN KAVRAMI
İlk zamanlardan beri korunma ve barınma amacı ile bulunduğu çevreyi gereksinimleri doğrultusunda şekillendirmeye başlayan özne; tekinsizlik hissini bertaraf edebilmek ve dünya üzerinde var olduğunu vurgulayabilmek için boşluk içerisinde kendi alanlarını yaratmak üzere harekete geçmiştir. Boşluk kavramı; oyuk, çukur, kapanmamış yer, boş olan yer, kesinti, eksiklik, yoksunluk duygusu, boş olma durumu ifadesiyle tanımlanır (Boşluk, t.y.) “İnsanı çevreden belli bir ölçüde ayıran ve içinde eylemlerini sürdürmesine elverişli olan boşluk, boşun” ise mekânı nitelemektedir. (Hasol, 2005, s.313). Schulz insanoğlunun çeşitli kaygılarla ürettiği mimari mekânı; bireyin fizyolojik, psikolojik ve toplumsal gereksinimlerini karşılayan bir uzay parçası, bir boşluk olarak tanımlamaktadır (Schulz, 1971). Bruno Zevi ise ’Gerçekte mekân, içinde yaşanan ve hareket edilen, bu elemanlarla çerçevelenen, belirlenen boşluktur’ ifadesi ile mekânın, içinde geçen yaşamsal faaliyetlerin ve deneyimlerin çerçevesinde oluştuğunu ifade etmiştir. (Zevi, 1993).
Mekânın içerisinde geçirilen deneyim ve faaliyetlerle algılandığı birçok kaynakta geçmektedir. Algılamayla birlikte herhangi mekânın karakteristik özelliklerini belleğimize depolarız. Öznenin hisleri ile iletişime geçen mekân kurgularının güçlü etkisi, mekân içerisinde konumlanan nesnelerin bulundukları mekân ile ilişkisine dayanmaktadır. Mekânı deneyimleyen kişide uyanan algılar mekânın kişinin belleği ile kurduğu bağ ile alakalı olarak değerlendirilebilir. Mekânlar öznesini kuşatan fiziksel özelliklerinin yanında deneyimlere, anılara ve tüm yaşanmışlıklara tanıklık etmiş olmasıyla da bellekle yakın ilişki içerisindedir. Kişi yaşadığı mekâna ve mekân içinde bulunan tüm objelere anılarını aktarır ve onlara sembolik anlamlar yükler. Mekânda geçen yaşamı boyunca yaşadığı tüm deneyimler zaman ile bir arada o mekânın belleğini oluşturmaktadır. Bireylerin belleğinin oluşmasında mekânın önemini birçok kaynakta altı çizilmektedir. Mekânı deneyimleyen insan mekânda var olan imgelerin algısal yorumlanması üzerine Henri Bergson, insan belleğinin günlük yaşantıda hiçbir ayrıntı kaçırmadan her şeyi imge-anılar biçiminde sırayla kaydettiğini ifade eder. Bergson ‘a göre; ayırt edilmeden zihinde toplananlar geçmişe dair herhangi bir imgeye gidilmek istendiğinde bu algı kullanılır (Bergson, 2007, s.61) Henri Lefevre ‘Mekânın Üretimi ‘metninde; ‘algılanan, tasarlanan ve yaşanan mekân’ ifadeleri ile mekânı kavramlaştırır (Lefevre, 2014).
2. MEKÂN ALGISI VE TEKSİLLER
Duyu organlarıyla iletişime geçen mekânın, geçmişi niteleyen sahneleriyle bellek arasında kurduğu bağ ile mekânsal algılar oluşturmaktadır. Mekândaki deneyimler, göstergelerle birleştiğinde zihinde ‘mekânsal bellek’ oluşturulur. Dolayısıyla ‘mekânsal bellek’, bireylerin o mekânlara ilişkin duygusal ve anlamsal deneyimleri sonucunda oluşmaktadır (Nora ve Özcan, 2016, s.426). Sadece görme duyularımızla değil birçok yoldan algılarımızı açan mekân Bruno Zevi’ye göre mekân bizi etkiler ve zihnimize egemen olmaktadır. (Zevi, 1993). Mekânı bütünsel olarak oluşturan biçim, doku, renk gibi bileşenleri görsel, işitsel ve dokunsal algılarla da mekânı anlamlandırırız.
Tasarımcı veya sanatçılar tarafından tasarlanarak birçok bileşen ve donatılarla oluşturulan; insanın diğer bireylerle iletişime geçtiği, deneyim ve anılarını aktardığı iç mekânlar öznel karakteriyle ön plana çıkmaktadır. Birey kendi özel alanını kişisel kültürel ve estetik değerleri bağlamında seçtiği donatılarla öznelleştirir. İç mekânın yapısal olarak şekillenmesini sağlayan bileşenleri destekleyen iç mekân donatıları oldukça geniş bir çerçevede incelenir. Mobilya, beyaz eşya, aksesuar gibi mekânda konumlanan objelerin arasında, mekânın karakterini oluşturan ve mekân algısını en çok etkileyen donatıların iç mekân tekstilleri olduğu birçok kaynakta geçmektedir. Doku ve desen tasarımlarının çeşitliliği, geniş renk skalası, fiziksel olarak mekânda ısı, ışık ve ses gibi gereksinimlerin karşılanması amacıyla önem arz eden iç mekân tekstilleri perde, koltuk döşemeleri, halı gibi dekoratif ve işlevsel objeleri ifade etmektedir. Kişisel estetik beğeniler ile seçilen donatılarla tasarlanan mekân sahibini yansıtan, mekânda bulunan bireylerle iletişime geçen yaşayan bir ifade kazanır. “Bireyler ve gereksinimlerinin özelliklerine göre tasarlanan donatılar, mekânın atmosferine ve karakterine uygun biçim, renk, doku ile üretilmelidir. Donatıları bu kadar özel kılan ise, iç mekânda bulunan bireyin her ne biçimde olursa olsun, donatılar ile görsel ve tensel iletişim içinde olmasıdır. “Mekânın Ruhu” olarak ifade edilen ‘Genius Loci’ kavramı donatıların mekâna kazandırdığı karakteri anlatmaktadır (Kaptan,2001). Mekân ‘bir yeri oluşturan elemanların üç boyutlu organizasyonu’nu tanımlarken, karakter o yerin ‘atmosfer’ idir (Kaymaz Koca, 2005, s.13) . 1960 yıl yıllarda Norberg-Schulz’un önerdiği Genius Loci kavramı ile ‘yerin ruhu’ olabileceğini, aidiyet hissini uyandırmak üzere kişiselleştiğini ifade etmek istenmiştir. (Schulz,1971). Mekânı yere dönüştüren etkenlerin, mekânda yaşayan insan ve mekânda geçirdiği zaman boyunca edindiği algılamaları oluşturduğu söylenebilir. Bireyin mekân ile girdiği bu iletişim mimari, yapısal, psikolojik ve algısal açıdan değerlendirmeyi gerektirir.
İç mekân tekstillerin yapısal ve kavramsal özellikleri mekânın ruhunun oluşumunda o atmosferi detaylandıran önemli bir donatı elemanıdır. Kimi zaman elverişli yüzey tasarımları gereği ergonomik açıdan kimi zaman da mekânda bulunan donatıların çok çeşitli malzemeleri arasındaki mekanik geçişleri dengeleyen rolleri gereği etken rol oynayan iç mekân tekstilleri hem estetik açıdan hem de psikolojik açıdan önem arz etmektedir. İnsanın doğduğu an tekstille kurduğu dokunsal bağ ölümüne kadar her an devam etmektedir. Görsel algılama ve dokunsal algılama ile bellek ile iletişime geçen tekstillerin insanlık tarihi boyunca yüklendiği anlam nesneye kavramsal bir ifade katmaktadır. Farklı toplumlar ve geliştirdikleri kültürler için bambaşka anlamlar ifade eden tekstiller nesiller boyunca kültür aktarımı yapmak adına oldukça etkilidir. Tekstillerin epizodik bellek olarak bilinen anısal bellek ile girdiği etkileşimler ve mekân algısını destekleyici unsur olmasının kanıtı olarak görülebilir. (Senemoğlu, 2007, s.278) Mekâna ruhunu veren mekânı kişinin kendine ait hissettiği yer özelliği kazandıran iç mekân donatı olarak ifade ettiğimiz iç mekân tekstilleri de epizodik bellekle arasındaki bağ yardımıyla aidiyet duygusunun oluşmasında etken görülmektedir.
3. GÜNCEL SANATTA TEKSTİLLER VE EV İMGESİ
Ev imgesi yapısal olarak mimarinin alanı gibi düşünülse de mekân ve özne ilişkisi bağlamında disiplinlerarası birçok kavramsal ve sanatsal çalışmaya konu edilmiştir. İlk zamanlarda barınma, korunma gibi ihtiyaçlar odağında kurgulanan fakat insanlık tarihi boyunca biçimsel ve kavramsal olarak devinim gösteren ‘ev ‘kavramı; bugün birden çok tanımla nitelenmektedir. Özneyi yapısal olarak kuşatan ve belirli sınırlarla ifade edilen bu kavram; konut, hane gibi mimari ifadeleri betimlerken bir yandan da aile, soy, nesil gibi kavramları da kapsadığı birçok kaynakta geçmektedir. Psikolojik ve felsefi açıdan incelendiğinde salt yapısal bir kavram olmaktan çıkardığımız ev olgusu tanımlanması zor olan sanat ifadesi ile ortak birçok yönü bulunmaktadır.
Evle özdeşleşen kavramların başında aidiyet hissi gelmektedir. Ev öznenin aidiyet bağlarını kurduğu, kavradığı ve sürdürdüğü bir deneyim mekânıdır. Çevremizde var olan insanlarla aramızda kurulan ilk aidiyet bağı deneyimini ev mekânında yaşarız. Bu hissiyatın kaybını yaşadığımızda o ilk mekânı belleğimizde ararız. Dolayısyla ev olgusu aidiyet kavramını barınma, aidiyet, güven, huzur ve kimlik gibi başlıca güçlü kavramları öğrenmemizi ve deneyimlememizi sağlarken; yurt, aile, dünya gibi başka kavramlarla metaforik ilişki kurmaktadır. Deneyim mekânı olarak ifade edilen ev öznenin kişisel müzesi gibi belleği tarafından tarihsel ve toplumsal kimliğinin bileşenleri ile şekillenmektedir. Özne mekânı belirli kaygılar dahilinde yapısal olarak donatmakla kalmaz kavramsal anlamlar da yükler. ‘Mekân asla boş değildir; daima bir anlamı vardır. Evin maddi yapısı da insana salt fiziksel bir barınma mekânı sağlamaz. Evin maddi yapısı insan için sembolik anlamlar taşır, üretir ve örgütler’ ifadesinde Sosyolog Henri Lefebvre bu fikri desteklemiştir. (Lefebvre, , 2015, s.173)
Güncel sanatta kavramsallaşan ev imgesi örneklerinde karşımıza ilişkisel mekân ile kurulan bağ çıkmaktadır. Öznenin mekânı algılarken belleği ile kurduğu ilişki sonrası gözlemlenen psikolojik çıktıların konu olduğu eserlerde en çok aidiyet hissinin ön plana çıktığı gözlemlenmektedir. Aidiyet hissini mekân, özne ve bellek üçgeninde ön plana en etkili şekilde çıkaran donatılar olarak ifade edebileceğimiz tekstillerin güncel örneklere geçmeden önce; mekânda yer alan tekstil ürünlerinin sanatsallaşma serüveninin başladığı yorumlar olarak bilinen duvar halılarına kısaca değinmek gerekmektedir. Sonrasında 20.yy da tekstil sanatı örneklerinin gelişimine değinerek, bu örneklerin güncel sanatta enstalasyon formunda aktarımı üzerinde durulması planlanmaktadır. Kültür aktarımı açısından da oldukça önemli bulunan duvar halıları ‘tapestry’ olarak adlandırılmaktadır. ‘Tekstil sanatı ile ortak malzeme, araç ve ifade dili kullanan tapestryler, duvar resminin bütün niteliklerini içeren, duvarla birlikte yaşayan, fresko, mozaik gibi en eski duvar resmi tekniklerindendir” (Arıgil, 1999, s. 66). Duvar resmine rakip olan ‘tapestery’lerin geçmişi ilk çağlara kadar uzanan bir dokuma türüdür.
|
Görsel:1 ‘Apocalypse d’Angers silsilesi’ isimli tapestry örneği, 14.yy
İlk ‘tapestry’ örneklerinin XI-XII. yüzyıllara ait olduğu ve XIV. Yüzyılda gelişmeye başladığı birçok kaynakta geçmektedir. Sadece dekoratif bir unsur olmayıp barınma ve korunma amacıyla da çadır, perde, çatı gibi mekân yaratan tekstiller gibi tarihte birçok savaş ve seferlerde kullanıldığı bilinmektedir. 14. Yüzyılda Paris’te, ünlü ‘tapestry’ ustası Nicolas Bataille atölyesinde dokutulmuş “Apocalypse d’Angers” silsilesi (Görsel 1) önemli bir ’tapestry’ örneğidir. ‘(Harris, 1999 s.188). Bu dönemde sipariş ile tasarlatılan ‘tapestry’ üretimlerinin artması bu tekniğe olan ilgiyi artırmış ve sanat yorumu olarak anılmasına katkı sağlamıştır. İlerleyen zamanla ünlü ressamların eserlerinin duvar halısı olarak dokunmaya başlanmış tasarımların gittikçe canvas tablo görüntüsü kazanarak sanatsal karakterini artırdığı düşünülmektedir. 17 ve 8 inci yüzyıllarda da etkisi süren ‘tapestry’ geleneğinin 19. yüzyılda önemini kaybettiği gözlemlenmektedir. (Saviçkaya, 1995 s.11). 20. yüzyılda yeniden ön plana çıkan tapestry dokumaları yalın bir ifade kazanarak mekâna göre tasarlanmaya başlamıştır. (Kiseleva, 1995). 20. yüzyılda yeniden ön plana çıkan tapestry dokumaları Fransız ressamı Jean Lurçat’ın yalın biçim ile renk arasındaki uyum ile kurguladığı yapıtı yeni bir ifade tarzı ile modern tapestry sanatı özgün bir sanat yorumu olarak nitelendirildiği söylenebilir. Tapestryler bu dönemden sonra artık bulunacağı mekâna göre tasarlanmaya başlamış ve. İlerleyen süreçte de giderek sanatsal karakteri gelişmiş ve nitelikli örneklerine rastlanmaya başlamıştır.
Modernitenin içerisinde olduğu yeni arayışlar, geçmişe, kültüre ve geleneğe mesafeli hale gelinmesine sebep olmuştur. 1960’ larda yaşanan değişimlerle sanatçının mekân kavramını sorgulamaya başlaması ardından bu kavramın nitelediği bellek, algı ve aidiyet gibi kavramların da sanat çevrelerince düşünülmeye başlanması fikrini doğurmuştur. Yaşamımızı geçirdiğimiz mekânla aramızdaki bağı kurmamamızda gerek doku zenginlikleri, gerek antropolojik rolleri ve en önemlisi de belleğimizle olan bağı tekstili sadece işlevsel ve görsel olmaktan çıkararak kimliğimizi yansıtan ve aidiyeti hissetmemizi sağlayan kavramsal yapısı ile de diğer malzemelerde ayrılmaktadır. Bu kavramların oluşumunda önemli rolü olan iç mekân tekstilleri bu dönemde de gündeme gelerek birçok sanatçının dili olmaya devam etmiştir.
Görsel 2: Le Corbusier Nomadic Mural adlı eseri,1960
Mimari öğe olarak ifade ettiği duvar halılarının sanatsal karakterlerini öne çıkaran mimar Le Corbusier iç mekânda kurgulanan tekstil eser tasarlayan sanatçılara örnek verilebilir. Mekânda bileşenler arasındaki dengeyi sağlayabilmek amacı ile duvar halılarını tercih eden Corbusier; bu eserlerin tüm kurgusu üzerinde kendisinin çalıştığı bilinmektedir. Göçebe duvar’ (nomadic mural) ismi ile bilinen eseri (Görel 2) ile ilgili; ‘Bizler modern göçebeleriz. Çağımızın sürekli yer değiştiren insanları gittikleri yeni mekânlara duvara çakılı kalan dekor elemanlarını götüremiyorlar. Hâlbuki duvar halısını rulo yapıp kolunun altına alarak istenen yere taşıyabilirler. Bu nedenle duvar halısı bir anlamda göçebe duvardır’’ ifadesini kullanmıştır (Corbusier, 2011). Corbusier göç ve bunun insanda eksik bıraktığı aidiyet hissini tekstil eserine yükler ve bu anlam duvar halısının fonksiyonelliğinin önüne geçerek çalışmayı kavramsallaştırır.
Sanatçıların öznel ifade biçimleri ile çeşitlenen tekstil eserler başlangıçta resim sanatı gibi iki boyutlu bir yapıda ilerlerken zamanla heykel gibi çok yüzeyli formlara bürünmüştür Zamanla esneyen geleneksel heykel sanatının kalıpları enstalasyonları geliştirerek ev imgesinin sanatta sıklıkla gözlemlenmesine ön ayak olmuştur. Evin yapısal, kavramsal, ideolojik karakteri sanat yorumlarında kendini açıkça hissetirse de kimi zaman evi niteleyen gündelik nesneler de sanat aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanatçılar ev kavramını betimlerken, öznenin belleği ile tıpkı ev gibi bire bir ilişki kuran tekstiller ile eserlerini kurgulayarak tekstilin antropolojik, kültürel ve kavramsal karakterinden yararlanmaktadır.
Görsel 3: Nil Yalter’in “Toprak Ev” isimli enstalasyonu, 1973 https://awarewomenartists.com/en/artiste/nil-yalter/
Paris Modern Sanat Müzesindeki ilk kişisel sergisini 1973’te açan Nil Yalter “Toprak Ev” isimli enstalasyonu (Görsel 3) orada sergilemiştir. Göç olgusu üzerine çalışan sanatçı aidiyet hissi ve güvenli alan arayışını keçe ile kaplayarak kurguladığı yörük çadırı ile yansıtmayı amaçlamıştır. Bir yandan feminist bir kaygı ile de eserlerini şekillendiren Yalter, kadının ait olduğu mekân olarak evin ön plana çıkarılması üzerine yaptığı eleştiri bağlamında kadın ve çadır öğeleri arasında bir ilişki kurmuştur. Enstalasyonunda izleyiciye geçirmek istediği duygu ve fikirleri hem kültürel hem kavramsal anlama sahip keçe dokusu ile vermeyi tercih etmiştir. Mekân oluşturan tekstil kategorisinde değerlendirebileceğimiz eser, kadın figürünü mekân kavramı ile kurduğu ilişki doğrultusunda sorgulamaktadır. Geleneksel Anadolu kültüründe kadına yüklenen anlam, kadına atfedilen mekân ve bu mekânı öznelleştiren tekstil yüzeyi çalışmanın kavramsal kurgusunu etkili bir biçimde yansıtmaktadır.
Görsel 4 : Louis Bourgeois’nın ‘Red Room’isimli enstalasyonu, 1994
https://www.artsy.net/artwork/louise-bourgeois-red-room-parents-detail
Louis Bourgeois ev kurgusu üzerinden yarattığı enstalasyonda bellek, mekân ilişkisini yansıtmayı amaçlamıştır. (Görsel 4) Çocukluğundan hatırladığı mekânları evi oluşturan donatılar ile yeniden tasarladığı çalışmalarına hâkim olan renkler, kurguda yer alan nesnelerin düzeni sanatçının çocukluk yıllarında ev kavramı ile kurduğu negatif ilişkiyi yansıtmaktadır. Mekanları kişiselleştirirken erken dönemlere yaşadığı travmaları dışa vurabilmek adına tekstilleri kullanarak korku, kaygı gibi tekinsiz anlamları nesneler üzerine yüklediği düşüncesi sanatçının söylemlerinde mevcuttur.
Görsel 5: Carlie Trosclair’in ‘Cascade’ isimli enstalasyonu,2010
https://carlietrosclair.com/artwork/1739017-cascade.html
Enstalasyon sanatçısı Carlie Trosclair kullandığı mat pastel tonlardaki kumaşlar duvarlar ve diğer mekân bileşenleri arasında yaptığı drapeler ile mekanları yeniden şekillendirdiğini ifade etmektedir. (Görsel 5) Varolan mekânların içerisine giren kişiyle ve bedeniyle bağ kurabilmesi düşüncesini tekstil malzeme ile yaptığı geçişlerle yorumlamaktadır. Mekân -insan ilişkisini salt mimari malzeme ve öğelerle ifade etmeyi yeterli bulmayan Trosclair iç mekânda perde tasarlamak için kullanılan kumaşları tercih etmiştir.
Görsel 6: Rudolf Stingel’in ‘Magic Carpet Ride’isimli enstaasyonu
Venedik Bienali’nde Palazzo Grassi’, 2013
https://www.designboom.com/art/rudolf-stingel-covers-palazzo-grassis-interior-in-carpet-10-02-2013/
İtalyan sanatçı Rudolf Stingel 2013 yılında Venedik Bienali’nde Palazzo Grassi’ binası için özel olarak tasarladığı halı-kilimi içeren enstalasyonu (Görsel 4) mekân ve tekstiller arasındaki ilişki bağlamında önemli bulunmaktadır. Batı sanatının Rönesans’ta başlayan Doğu kültürü merakını İtalyan mimarisinin etkisinde olan bu mekânda vurgulamak isteyen sanatçı mekân algısını ön plana çıkarmaktadır. Mekânda gezinen izleyiciler duvarları kaplı olduğu halılar üzerine asılan tablo ve fotoğrafları izlerken edindiği deneyim düşünüldüğünde; mekâna oryantalist ruh kata halıların etkisi yadsınamayacak kadar önemlidir. Ev hissiyatını kültürel bir donatı olan geleneksel halılar ile yansıtmak eser in biricikliğine katkı sağlamıştır.
Görsel 7 : Agatha Olek ‘Crochet Room ve ‘Pink Crochet’isimli eserleri, 2016
https://inhabitat.com/artist-covers-two-houses-in-bright-pink-crochet-
Evi hem dış yapısı boyunca hem de iç mekân detaylarında tığ örgüsü ile yaptığı devasa yüze çalışması (Görsel 7) le kaplayan Agata Olek aidiyet kavramına ev ve evi betimleyen donatı ve bileşenlere yaptığı müdahaleler üzerinden değinmiştir. Sanatçı içerisinde bulunduğumuz post modern yaşamda kaotik bulduğu hislere dikkat çekmek üzere çalışmalarını şekillendirmektedir.
Görsel 8 : Do hu Suh ‘Mükemmel Ev ‘isimli eseri, 2017
https://divisare.com/projects/338265-do-ho-suh-passage-s
Koreli heykeltıraş ve enstalasyon sanatçısı olan Do hu Suh da ev imgesini ve evi niteleyen nesneleri tekstiller ile yorumlamaktadır. Kendisi de göçmen olan Suh eserlerini göç, aidiyet ve barınma kavramlarını sorgularken tekstil malzemesine mimari bir öğe formu vermeyi tercih eder. Kimi zaman tül bir duvar (Görsel 8) kimi zaman bir koridor kimi zaman ise bir dolap olabilen bu formlar geçmişte yaşadığı evlerle kurduğu bağın çıktıları olarak sanatçının mekân kavramına farklı bir açıdan bakabilmesi adına dili olmuştur. Tekstil yapı kavramını yöntem edinerek içselleştirdiği ifadeleri yarattığı bu mimari donatılara aktarırken mekanlarla kuramadığı aidiyet hissini tül gibi geçirgen ve belirsiz ifadesi verin bir materyal ile yansıtmayı amaçlamıştır.
3. SONUÇ
Yaşamımızı geçirdiğimiz mekânla aramızdaki bağı kurmamamızda gerek doku zenginlikleri, gerek antropolojik rolleri ve en önemlisi de belleğimizle olan bağı ile tekstil; sadece işlevsel ve görsel olmaktan çıkarak kimliğimizi yansıtan ve aidiyeti hissetmemizi sağlayan kavramsal yapısı ile de diğer malzemelerden ayrılmaktadır. Sanat tarihi boyunca bu kavramların oluşumunda önemli rolü olan iç mekân tekstilleri, birçok sanatçının ifade dili olmuştur. Duvar dekorasyonu olarak kullanılan halı ya da tekstil içerikli tabloların iki boyutlu ifadelerinden farklı edindikleri kavramsal karakterle, bu bağlamda verilen ilk örnekler olarak çalışmada yer almıştır. Zamanla dekoratif bir unsur olmaktan çıkıp, mekânı kavramsal anlamda da donatan tekstiller kavramsal sanat yorumu olarak ön plana çıkmıştır. Disiplinerarası bağlamda sanatsal bakış açısıyla irdelenen ev, öznesinin bireysel bellek müzeleri olarak adlandırılabilir. Mekânla ilişki kuran öznenin epizodik belleği ile iç mekân tekstilleri arasındaki etkileşimi; ev kavramı çerçevesinde gündelik nesneler ve yaşamın sanat ifadesi olarak algılanabilmesini sağlamıştır. Güncel sanatta aidiyet hissine duyulan özlemin artışı ile belleğimize oturan ev olgusunun sorgulanışı oldukça yaygın bir biçimde gözlemlenmektedir. Araştırmada ele alınan eserlerde ev imgesinin günümüz sanatında güçlü bir söylem gücü olan malzeme olarak tekstil ile mekândan bağımsız mekânı temsil ettiği görülmektedir. Rudolf Stingel, Carlie Trosclair, Louis Bourgeois ve Do hu Suh’un eserlerinde bu durum açıkça gözlemlenmektedir. Nil Yalter’in “Toprak Ev’ ve Agatha Olek’ in ‘Pink Crochet’ isimli eserlerinde ise ev yapısal ve kavramsal olarak da hissedilmektedir. Tüm bu örneklere bakılarak; sanat eseri kurgulanmak ve mekân tasarlamak eylemlerini değerlendirdiğimizde her ikisinin de yaratıcı bir ifade biçimi olduğunu söyleyebiliriz. Deneyimlerle anlamlandırılan, sanat ve tasarım birlikteliğinden beslenerek geliştirilen ‘ev’ imgesinin güncel sanata konu olmaya devam edeceği düşülmektedir. Algısal mekânın yaratılmasında tekstillerin mekânda varoluş biçimlerini insanın belleğinde yer eden güçlü bir imge olarak ev kurgusunda incelemek, değişen sanat dinamiklerinde de etkili olacaktır.
KAYNAKÇA
Arıgil, S., “Geçmişten Günümüze Dokuma Resim Sanatına Bakış”. Ev Tekstili Dergisi. Sayı; 22. S. 66-67, 1999.
Bergson, H., Yaratıcı Tekamil. cev: M. Sekip Tunc, M.E.B. Yayınları, M.E. Basrrnevi, İstanbul, 1947.
Boşluk. (t.y.). Türk Dil Kurumu güncel Türkçe Sözlük içinde. Erişim Adresi: http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&view=gts
Ev. (t.y.). Türk Dil Kurumu güncel Türkçe Sözlük içinde. Erişim Adresi: http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&view=gts
Harris J., 5000 Years of Textile, British Museum Press, s.188, 194, London, 1999.
Hasol, D., Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü, , Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, 520s İstanbul, 2002.
Kaptan, B. B., İç mekanın niteliğini belirleyen ögelerin görsellik kazanmasını sağlayan oluşumlar, Anadolu Sanat, 11, s. 26, 2001.
Kaymaz Koca, S., Çağdaş mimarlıkta yersizlik. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul, 2005.
Kiseleva O., “Vozrojdenie iskusstvo şpalerı vo Françii vpervoy polovine XX veka iy tvorçestvo Jana Lursa”: aftoreferat, Sank Peterburq, s. 12., 1995.
Larsen J.L., Weeks J.). Fabrics For Interiors: fabrics for interiors- a guide for architects, designer and consumer, Van Nostrand Reinhold Company, New York, 1975.
Larsen J. L. Furnishing Fabrics. Thames and Hudson Ltd., London, 1989.
Le Corbusier, Mimarlık Öğrencileriyle Söyleşi, çev. S. Rıfat, Yapı Kredi Yayınları 216, İstanbul, 2011.
Lefebvre, H., Mekanın Üretimi, çev. I. Ergüden, Sel yayıncılık, İstanbul, 2014.
Nora, P., & Özcan, M. E., Hafıza Mekanları, Dost kitabevi yayınları, İstanbul, 2006.
Norberg- Schulz, C., Existence Space & Architecture, Studio Vista, London,1971.
Saviçkaya V., Prevraşeniya Şpalerı, Gаlаrt, , s.7,10,11., Moskva, 1995.
Senemoğlu , N., Gelişim ve Öğrenme, Gazi Kitapevi, Ankara,2001.
GÖRSEL KAYNAKÇA
Görsel:1 ‘Apocalypse d’Angers silsilesi’ isimli tapestry örneği, https://pl.wikipedia.org/wiki/Apokalipsa_z_Angers
Görsel 2: Le Corbusier Nomadic Mural adlı eseri, https://louizeharries.wordpress.com/2013/02/21/nomadic-murals
Görsel 3 : Nil Yalter’in “Toprak Ev” isimli enstalasyonu, https://awarewomenartists.com/en/artiste/nil-yalter/
Görsel 4: Louis Bourgeois’nın ‘Red Room’isimli enstalasyonu, https://www.artsy.net/artwork/louise-bourgeois-red-room-parents-detail
|
|
Görsel 5: Carlie Trosclair’in enstalasyonu, https://carlietrosclair.com/section/413980-Fabric-works-2007-2013.html
Görsel 6 : Rudolf Stingel’in ‘Magic Carpet Ride’isimli enstalasyonu
Venedik Bienali’nde Palazzo Grassi’, 2013,
https://www.designboom.com/art/rudolf-stingel-covers-palazzo-grassis-interior-in-carpet-10-02-2013/
Görsel 7 : Agatha Olek ‘Crochet Room’isimli eseri, https://inhabitat.com/artist-covers-two-houses-in-bright-pink-crochet-
Şekil 8: Do hu Suh ‘Mükemmel Ev ‘isimli eseri,
https://divisare.com/projects/338265-do-ho-suh-passage-s
